Bir Cuma sabahı ailecek çıktık yola. Ben kızımsız genelde gezmediğim için o, bavullar, fotoğraf çantaları, eşim hep beraber ma-aile bu çok eğlenceli geçeceğinden emin olduğum düğün için Ankara’ya yola çıktık. Bolu’ya kadar uykuyla geçen yolculuk, uyku perisinin aracımızı terketmesiyle biraz zaptetmesi zor hale geldiyse de sonunda sağ salim Ankara Bilkent Otel’e vardık. Ne sessiz sakin bir yermiş.
O akşam toparlanma, yemek ile geçti. Akşam uyusam da sabaha zinde olsam dememin hiç bir faydası olmadığı, gece boyu yatıp kalktığım bir gecenin ardından sabah Selin’le 11 sularında odasında buluşmak üzere konuştuk.
Ben gittiğimde annesiyle oturmuş sohbet ediyorlardı. İkisinin sesinde de heyecan hissediliyordu. Bu durumlarda bu heyecana çok müdahale etmiyorum ben. Seviyorum bu heyecanı. O gün nasıl yaşanıyorsa öyle fotoğraflanıyor ve heyecan esasında en özel parçası fotoğraf enerjisinin.
Selin’in aklındaki tek şey davet mekanını görmekti. Bahaneler bularak sürekli aşağa iniyoruz, mutfağa giriyoruz ve hazırlıkları kontrol ediyoruz. Çok keyifli, çok candan herşey. Herkes bu enerji yumağının içinde hemfikir sanki. Akşama hazırlık son sürat.
Bir ara ayrılıp 15.00 civarı hazırlıklar için yeniden buluşuyoruz. Artık Selin’in yanakları al al. Arkadaşları gelmiş, keyfi yerinde. Saç tokası hazır, makyajcı gelmiş, kuaförler hazırolda.
Gerisi akışkan bir heyecan ve mutluluk hikayesi. Buyrun, kendiniz okuyun.

















